Dünya Sağlık Örgütü, antimikrobiyal direnci insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük 10 küresel sağlık tehdidinden biri olarak tanımlıyor. Türkiye, ne yazık ki antibiyotik tüketiminde Avrupa ülkeleri arasında en üst sıralarda yer alıyor.
Sorun Nerede?
Hastalar, özellikle viral üst solunum yolu enfeksiyonlarında antibiyotik talep ediyor. Hekimler, hasta baskısı ve zaman kısıtı nedeniyle gereksiz antibiyotik reçeteliyor. Eczacı ise bu döngünün içinde sessiz kalıyor. Oysa müdahale edebileceğimiz en kritik nokta tam da burası.
Eczacının Yapabilecekleri
1. Reçete Karşılama Sırasında
Antibiyotik reçetesi karşılarken şu soruları rutin hale getirelim:
- "Bu antibiyotiği daha önce kullandınız mı? Yan etki yaşadınız mı?"
- "Tedavi süresini biliyor musunuz? (Doktorunuz kaç gün kullanmanızı önerdi?)"
- "Kullandığınız başka ilaçlar var mı?"
2. Danışmanlık Anında
Hastayı bilgilendirirken şu üç mesajı mutlaka iletin:
- Tedaviyi tamamlayın: Kendinizi iyi hissetseniz bile antibiyotiği önerilen süre boyunca kullanın.
- Probiyotik önerin: Barsak florasını korumak için antibiyotikten 2 saat sonra probiyotik alınmasını önerin.
- Geleceğe yatırım: "Bu ilacı doğru kullanmazsanız, bir sonraki enfeksiyonunuzda işe yaramayabilir" mesajı, uyuncu artırmada etkilidir.
3. Reçetesiz Talep Durumunda
"Sadece bir kutu antibiyotik verseniz" diyen hastaya karşı nazik ama net bir duruş sergileyin. Semptomları hafifletici OTC alternatifler sunun ve gerekiyorsa hekime yönlendirin.
Toplum eczacısı olarak antibiyotik yönetimindeki rolümüz, mesleki sorumluluğumuzun ayrılmaz bir parçasıdır. Bir sonraki nesle etkili antibiyotikler bırakmak istiyorsak, bugün tezgâhımızın arkasında başlayan bu mücadelede aktif rol almalıyız.